Bir yazı aradan sonra ‘medeniyet tasavvuru’ değerlendirmemize devam ediyoruz. Medeniyet insana dair bir kurumdur ve esasen merkeze ‘düşünen’ insanı alır. Düşünmeyi somuta indirgemek ise insana hayatın inceliklerini görme fırsatı verir; kültür-sanat, edebiyat, mimari gibi…
Medeniyete dolayısıyla insana dair bu inceliklerin ortaya çıkmasının birinci şartı herkese fırsat eşitliği verilmesidir belki de… Burada fırsat eşitliğinden kasıt herhangi bir endişe duymadan yeteneklerin ortaya çıkmasına imkân verecek fiziki ve fikri alt yapının oluşturulmasıdır. İnsanlar suni tabularla baskılandığında kendisini tedirginlik hissedeceğinden ‘insana dair’ olan bu incelikleri çözümlemesi de mümkün olmayacaktır.
Bugün İslam toplumunun medeniyet yarışında geriye düşmüşlüğü bu zemini kullanmadaki zaafı ile ilgilidir. İslam toplumunun temel sorunu referans kaynakları (Kur’an ve Sünnet) yanlış yorumlaması nedeniyle başlarına musallat olan ve İslam medeniyeti ile bağı kopuk yönetici elittir. Son bir ayda şahit olduklarımız bile tek başına durumun vahametini göstermeye yeter durumdadır. Trump göreve başlar başlamaz Suud’dan istediği haracı gizleme gereği bile hissetmedi. Bir öncekinde kolaylıkla almıştı çünkü… Ya da sürgün edilecek Filistinlilerle ilgili detayları görüşmek üzere ayağa çağrılan ‘Majestelerinin Kralının (!) süklüm-büklüm hali ne kadar da onur kırıcı… Hatırlarsanız birkaç ay önce İran’ın İsrail’e attığı füzeleri Suud, Suud üzerinde, Ürdün de Ürdün üzerinde düşürmüştü; aldıkları emir üzerine… Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) bahsetmeye bile gerek yok. İsrail’le birlikte ortak hedefe odaklanmış şekilde yalın kılıç sahada…
Bir medeniyetin hâkimiyet sağlaması bütün dinamikleriyle olmaktadır. Bugün insanların batılı gibi giyinmesi, batılı gibi düşünmesi, benzer şeylerden mutlu olması ya da benzer şeylere üzülmesi bütün bunların orijininin de batı (medeniyeti) olmasındandır. Yaşam felsefesi yanında, hukuku, ahlak anlayışı, sanatı, sporu, bilimi, ekonomisi… bütün paradigmalarıyla insanlığın hayatına tahakküm eden batı medeniyeti, insanlığın ortak mirası olan bilimsel keşifleri diğer medeniyetleri yok etme aracı olarak kullanmaktadır. Standart insan tipinin bile batılı insan modeli olduğu insanların bilinçaltına yerleştirildi. Örneğin şalvarlı-poşulu bir bilim adamı düşünebilir misiniz?
İslam toplumu güçlü olduğu dönemlerde medeniyet kodlarını deşifre ederek medeniyeti somuta irca etmiştir zaten… Bu yüzden medeniyet bağı güçlü olanların potansiyeli harekete geçirmek adına (emme-basma tulumbaya) ilk suyu koyması gerekmektedir. Vakıf müessesesi bunlardan birisidir mesela… Sadaka-i cariyenin somuta indirgenmiş örneği olan bu müesseselerin eserleri hala bile hizmete devam etmektedir.
Batı ‘vakıf’ gibi kutsallık atfedilecek kurumları bile kötü emellerine alet etmektedir. Bir başka deyişle vakıflar batıda medeniyetin değil, sömürünün aracıdır. ‘Soros (Açık Toplum) Vakfı’nı düşünün mesela… 1990 sonrası dizayn edilen ‘Yeni Dünya’ (Sömürü) Düzeninin sivil görünümlü ‘ajan’ı olmanın ötesine geçemez. Ukrayna’nın başına gelenler de, Gürcistan’ın başına gelenler de bu vakfın (!) organizasyonudur. Türkiye’deki somut hizmeti (!) ise gezi olaylarıdır.
Batı medeniyeti insanı ‘somuta’ indirgemekle kimi kazanımlar elde etse de insan ihtiyaçlarını maddi olanın ötesinde tanımlayamamıştır. Bu anlamda ‘eksik’ bir medeniyettir. Batıda aşılamayan psikolojik sorunların ve aile bağlarındaki zayıflığın nedenini de burada aramak gerekir. Dayanışma, vefakârlık, fedakârlık, paylaşma gibi medeniyete ilişkin kavramların bir karşılığı yoktur bu toplumlarda… Bu yüzden de ‘güçlü olma’ durumu tamamen görecelidir.
Batı geçmişte askeri güç kullanarak hâkimiyet sağlamışsa da, askeri güç günümüzde daha çok ‘demoklesin kılıcı’ misyonu görmektedir. Zira askeri hâkimiyet döneminde fiili köleleştirme yanında, ‘bir gün görünür olmaktan çıkmak zorunda kalınca yerini ikame etmek üzere’ zihinsel sömürü de yapmıştır. Kısa süreli İstanbul işgalinde bile Taksim’de insanlara bedava içki dağıtmışlardır. Lozan Anlaşmasında ‘yabancı okullar’ konusunda ısrarları da bu yüzdendir. Şimdi bir miktar imkânı olanlar çocuklarını bu okullarda okutmak için kapı önlerinde sabahlıyor. Bu, gönüllü kölelik değil de nedir.
Batı bugün görece zenginliğinin altında Afrika’daki açlar, Ortadoğu’daki dikta rejimler, Hindistan’daki sömürü, Amerika’daki Kızılderili kanı vardır. Batı bize medeniyet olarak hiçbir şekilde örnek olamaz. Zorbalıkla başkalarının malına el koymuş, karşı gelenleri öldürmüş, kalanları köleleştirmiş bir kişi düşünün… İşte geniş kitlelerdeki ‘batı medeniyeti algısı’ böyle bir halüsinasyondur.